Ahmet İNCE / Trabzon
ŞİİRİ EYLEME, EYLEMİ ŞİİRE DÖNÜŞTÜREN BİR ŞAİR: BÜLENT ÖZCAN
“Usul usul açıyorsun
içimde
Düş ırmağı bir göğü güzelliyorsun
Bir ezgi düşürüyorsun mavi
Kanatlanıp güzü elliyorsun
Usul usul açıyorsun içimde
Uzun bir zamanı demliyorsun
Yokluktan geliyorsun hünerli
Bir ömrü yeniden deniyorsun
Usul usul açıyorsun içimde
sözcük sözcük çoğalıyorsun
bir imge oluyorsun bu şiirde
dokunduğum an kanıyorsun”
(Ezgisi Mavi)
Kayseri’nin Sarız ilçesinden yola çıkıp, Gaziantep ilinde konaklayan Bülent
ÖZCAN, orada edebiyat dünyasına girmiş; şiir ve yayın serüvenini yoğun
biçimde sürdürmüştür. İlginç yaşam öyküsünden de anlaşıldığı gibi; Bülent
ÖZCAN, şiiri eyleme, eylemi şiire dönüştüren bir şair. Şiirle yatıp şiirle
kalkmış, şiiri vazgeçilmez bir tutku haline getirmiştir. Sanatsal ürünleri,
çeşitli ulusal dergi ve gazetelerde derin yankılar uyandırmıştır.
Halen Londra’da Türkçe olarak yayınlanan OLAY gazetesinin kültür-sanat
yönetmenliğini yapan Bülent ÖZCAN’ ın şiirleri; İngilizce, Farsça ve
Azerice’ye çevrilmiştir. Şairin yaşam öyküsü ve şiirlerinin yer aldığı bir de
web sitesi vardır:
www.bulentozcan.com
Türkü yüklü sevda ile, amansız bir kavga ile öfkenin, zulümün ve ateşin üzerine
yürüyen Bülent ÖZCAN, yaşamın gerçeğinden damıttığı özgün
dizeleriyle şiir sanatının doruklarına doğru tırmanışını sürdürüyor.
“Okumadan atladığın sayfalar,
Hayatının kırık notlarıdır...
Anılar, şimdi o yorgun sular;
Bu şiirin kanayan rüzgârıdır...
Her ırmak kendi göğüne yaslanır,
Her kuş kendi göğünü gök sanır.
Sahiplenerek yürüdüğün o ömür var ya;
Havada uçuşan gelincik tozlarıdır...”
(Gelincik Tozları)
Pek çok şiirinin ortalama her dizesi, yeni bir şiir değerinde olan Bülent
ÖZCAN, “özgünlük, yoğunluk ve yalınlık” temelinde bir sanatsal üretim
gerçekleştirmiştir.
“Kederden kendime köprüler yapıyorum
Kıldan ince kılıçtan keskince köprüler
Her köprüden bir şiir okuyup geçiyorum
Yalnızlıktan üşüyor içimde kelimeler
Yüzünün denizinden atlaslar biçiyorum
Kendimden çok uzağa gitsem de çok kereler
Şiir ki salt coşkuyla yazılmaz biliyorum
Yalnızlıktan üşüyor içimde kelimeler
Çok ölmüş bir şairim yıldızlardan daha çok
Dalında uğuldayan şu rüzgârdan daha çok
Çok ölmüş yoksul ölmüş ama en erken ölmüş
Yalnızlıktan üşüyor içimde kelimeler”
(Yalnızlıktan Üşüyor İçimde Kelimeler)
Sabırlı bir arı çalışkanlığıyla, zamanın her boyutundan dizeler devşiren
şair, okuyucuya yalnızca şimdiki ve gelecek zamandan değil, tarih öncesi
dönemlerden de yaşam izleri, özgün renkler, gizemli ezgiler ve imgeler sunar.
Sur Ayinleri üretir : “Sözcüklerden yel değirmenleri” yapar. “Yanardağları
yüreğinde eritir”. Her sözü imbikten damıtır. EOSEN’ e uzanırken, kelaynak
kuşuna dönüşen entelekya ile dalga geçer.
“...
Bitir artık bu şiiri dağı yardan uçuran
Söze siyanür katan suyun ömrü vurulsun
Bu son olsun
...”
(Eosen)
Şiir ve şair enflasyonu yaşayan bir toplumda, kitap okumadan, nitelikli şair ve
şiirleri tanımadan sözde şiir yazan, imge cambazlığı yapan, bir kaşık suda
fırtınalar koparan, anlaşılmazlığa sığınan, toplumsal gerçeklerden kopuk,
sanatsal estetikten uzak, fil suretindeki entel takımıyla alay eden ÖZCAN,
bu tür kişilerin şiirleriyle ilgili duygularını şöyle dile getirir: “Harflerin
gölgesinden kan mı sızar / Ürkütülmüş sözcükler nereye kaçar / Nasıl taşır zaman
bunca yalanı / Şiir mi bu yazılan; neden, fakat / Filler kitap okumaz, şiir
yazar!...” (Filler Kitap Okumaz Şiir Yazar)
Şiirlerinde, kendine özgü bir anlatım tekniği kullanarak, pek çok ana duyguyu
işleyen şair, kimi dizelerini adeta bir kuyumcu inceliğiyle biçimlendirmiştir: “Şiiri
de yontan bir düş gezginidir zaman "... (Kuyumcusu Şiirin)
“Uyku, ölümün meleğidir / Şiir, şairlerin dileği / Zaman, tanrıların eleğidir /
Barış, çocukların yüreği.../ Aşk, canın ipeğidir / Umut, hüznün bebeği / İnsan
insan emeğidir / Ölüm, yaşam gereği...” (Güzelleme)
“Aşk insana kanatlar verir / Yürek gideceği yeri bilir...” (Aşk İnsana Kanatlar
Verir)
Şair, “Kuğu Bakışlı Bir Göldür Aşk” adlı şiiriyle “aşk” temasına
ilginç bir boyut kazandırmıştır: “ Kuğu bakışlı bir göldür aşk / Bir ceylan
gibi dağlardan süzülür / Yüreğiyle yıldızları emzirir ”
“Gül” şiiri, gülümsemeyi unutmamış dudakta...Şair, özgün dizelerin
üretimini şöyle sürdürüyor: “ Issız gecelerin koynundaki gül / Umut devşirmek
için sabaha / Sarışın güneşi bekler umutla...”
Bülent ÖZCAN, şiirini acılardan, düşlerden damıtır. Dizelerin içinden
süzülerek, balözü toplayan arı gibi, sözcükleri tek tek gezer. En uygun söz
yapısını kurar: “Salınır şiirim uykuda / Yanar diri imgelerim / Yüreğim
mürekkep lekesi / Damıtır acıyı güzellerim” (Düş Örten)
Şaire göre, hayat bir türküdür dilinde rüzgarın. Sevda, bir okyanustur yüreğinde
insanın. Ve: “ Şiirin yaşı yoktur / Sözcükler ışığıdır evrende yıldızların ”
(Şiirin Yaşı Yoktur)
Şair, kalıcı şiirler için, sabırlı işçiliğini sürdürür. Sonunda, en uygun
sözcüklerle örülü, en yetkin dizeleri yakalar. Şiiri bir meteor yağmuruna
dönüştürür: “ Her sözcük bir meteor taşı / Çarpar yüreğine şairin ” (Bir
Meteor Yağmuru Şiir)
Bülent ÖZCAN, gerçek sanatın ve sanatçının ölümsüzlüğüne inanır. Şiirlerini
bu inançla üretir. Kemal SUNAL’ ın anısına yazdığı şiir, onun bu inancını
pekiştirir : “Ölümmüş ah ne ki usta / Hem senden kalan ne varsa / Yaşayacak
inadına / Ölüm işler mi sanata” (Ölüm İşler mi Sanata)
Her şair gibi ÖZCAN da, çocukluktan ve çocuklardan esinlenir;
onlardan yaşam enerjisi, coşku ve güç devşirir. Kız çocuğunun adını su ve şiirle
ölümsüzleştirir: “Yüreğimde damla damla biriken su / Bir nehir oldu şimdi,
adı: Şiirsu” (Şiirsu)<br> Şair, çocuklardan aldığı yaratıcı duyguları şöyle
biçimlendirir:
“Çocuklar olmasaydı
Böylesine sevmezdim yaşamı
Böylesine umutlanmazdım
Böylesine dayanmazdım acıya
Böylesine şiirler yazmazdım
Çocuklar olmasaydı
Analar bu kadar güzel olmazdı”
(Çocuklar Olmasaydı)
Bülent ÖZCAN, sevecen ve uyumlu yanıyla insanı yüceltirken, aykırı ve
isyancı yaşam felsefesiyle toplumdaki eşitsizliklere, haksızlıklara, yasaklara
korkusuzca direnir. Ölüme meydan okur. Toplumsal mücadele ateşinden aldığı
güçle, şiir sanatının derinliklerinde, ölümsüz dizeler oluşturarak güneşli bir
geleceği coşkuyla selamlar:
“Ölüme meydan okurum,
Yasaklar beni bağlamaz.
Küllenmeyen yanan korum,
Yasaklar beni bağlamaz.
Yüreğim sarp bir uçurum,
Güvercinler uçururum;
Bir deli poyraz olurum,
Yasaklar beni bağlamaz.
Sesim dağları devirir,
Korkulu zincirler erir.
Ah özgürlük ne güzeldir;
Yasaklar beni bağlamaz.
Sanmayın ki ben ölürüm;
Korkar, kaçar benden ölüm.
Zındanda olsam da hürüm,
Yasaklar beni bağlamaz...”
(Yasaklar Beni Bağlamaz)
Londra Olay Gazetesi, 13
Mayıs 2005 Cuma, Londra;
Günebakış Gazetesi, 26 Mayıs
2005, Trabzon;
Tonya Haber Gazetesi, 5 Haziran 2005, Tonya / Trabzon