Ali Zülfikar DOĞAN / Almanya

 

“EN GÜZEL BEN ÖLÜRÜM”DEN “GELİNCİK TOZLARI”NA,

YAŞAMI ŞİİRLE KUŞATAN ŞAİR BÜLENT ÖZCAN


Gülen gözleriyle yaşama umudunu yüreğine katık eden bir şair O. Çocukluğuyla başlayan özgürlük tutkusu gıdıklar acıların kanatlarını. Bir yudum şiirle gözlerini açar, bir yudum şiirle ‘merhaba’ der güneşe. Bir dilim şiirle kahvaltı eder. Bir soluk şiirle güler insanlığa.
Yüreğinin sesiyle dinler saatin salisesini, gönül gözüyle görür sevdanın kuytuluklarını. Ne yere tükürür, ne nutuk atar; ne banka kredisi kullanır, ne devleti dolandırır, ne de Hasan Özcan’dan başkasına 'baba' der. Kuşlarla dosttur, karıncalarla arkadaş, rüzgârla yoldaş... İnsan sevgisiyle dolu sıcacık yüreğiyle, tepeden tırnağa şiir soluyan, şiir kokan, insanlığa sevdalı yiğit bir şairdir O.


Ölüler ve yaşayan ölülere şiir;

Devleti dolandırmadığından, devlet yakasını bırakmaz kimi zaman. Bir bakarsın 13 Ağustos 1993 yılında Gaziantep’te bir otobüs durağında resimli şiir sergisi açar, bir bakarsın 8 Kasım 1996’da Galata Köprüsünde kitaplarını denize atar; “balık bilmezse halik bilir” der; Devleti protesto eder; bir bakarsın 25 Şubat 1997’de Gaziantep Asrî Mezarlığı’nda “ölülere” bir şiir dinletisi sunar: “Bir yanda ölüler / Diğer yanda diriler / Ölüler ölümsüzler / Dirilerse ölüler...”der. Ölüler ile yaşayan ölüler arasında bir çelişki yakalamak ister. Ve mezarlığa şiir kitaplarını bırakırken, kollarına sarılmış polislere bakarak gülümser. Toplumsal olaylar karşında insanların duyarsızlığını ve aydınların kendi kabuğuna çekilmesini eleştirir. İnsanlığın içine düştüğü bu vurdum duymazlığa karşı bir savaş yürütür, bileyerek sevgisini kalleşliğe, keşmekeşliğe... Gelecek güzel günlere olan inancını sürekli diri tutar. Şiirine yansır direnci, çeliğe su verir gibi... “Kavuşmaya çeyrek var” der, “Gül Yüzlü Sabahlara” adlı o ünlü şiirinde... Voltaire gibi bağnazlığa karşı amansız bir mücadele yürütür, dini bayrak yapanlara, insan kanı içen yobazlara karşı çıkar... “Tanrı öldü! / Allah rahmet eylesin...” (En Güzel Ben Ölürüm, s. 77) dizeleriyle okura seslenir. Herodotos'un su içtiği ırmak olur, Yunus'un eğildiği toprak... Voltaire gibi, yaşama amacının, nedamet yoluyla cennete ulaşmak değil, bilim ve sanatta ilerleyerek bütün insanların mutluluğunu sağlamak olduğunu savunan bir ozan. Yaşamı boyunca şiiri eyleme, eylemi bilime sunan bir ozan. Evrenselliğe açılan kapının yolunun yerellikten geçtiğini, evrensel değerleri içermeyen bir şiirin kalıcılığının olmadığın haykıran bir ozan. Popülizme kapar kapılarını bu yüzden görmezden gelinir kimi çevrelerce... Kimselere yaranmak gibi bir kaygısı yoktur. Şiirinin er geç hak ettiği yere geleceğinden emin bir şekilde, kendi içindeki insana eğilir, yüreğinde kanayan şiiri çoğaltır; ‘erince gül damıtan, usul, yalın bir şiir’i yazar, sessizce akan yeraltı suları gibi...


Gerçekler acıtır yüreğini;

Nisan 1995’te, Bağbozumu Ortak Betik’i yayımlar, coşkuyla karşılanır. Ancak, kimi siyasal nedenlerden dolayı, Bağbozumu’nun yayınına ara vermek zorunda kalır.Gaziantep’te yayımlanan yerel gazetelerde şiir, sanat ve felsefe üzerine yazılar yazar. Şiir yüklü bilgece yazılardır bunlar. O’nun varlığından zaten rahatsız olan çevreler, özellikle de köktendincilerden tehdit üstüne tehdit alır. Umursamaz bu tehditleri; köşe yazarlığı yaptığı Yeni Gazete’de bu tehditleri açıklar; suç duyurusunda bulunur. Eylül 1995’te bir silahlı saldırıya uğrar. Saldırıdan büyük bir şans eseri sağ kurtulur. Daha bir inatla sarılır kavgaya... Okura Notlar’da, okura, “Tüm bunlar işleyen sürecin gereği; yaşanılması gereken bir süreç; bu sürecin sonunda yarınlar daha güzel, daha aydınlık, daha mutlu, daha umut dolu olacak. Bu süreç bitecek sevgili okur, b i t e c e k! Ve gül bahçesine dönecek dünya; insanlar sevgiyle gülümseyecek!
Bir ağacın köklerinde özsudur umut ve an gelir dal uçlarına yürür şafakla! Sen gününü umuda ayarla...”
der.


Onat Kutlar’a;

Bülent Özcan’ın yaşamında bir milattır Gaziantep. Gaziantep’e “Sevda Şehri” adını takan ozandır. Bazen bu kentin sevdasıyla seslenir. Ben bu kente dargınım diyerek, bir gülüş de şiir tadında Onat Kutlar’a gönderir:

"Ben bu kente dargınım be usta,
Ben bu kente kırgınım!
Bir çift sözüm var yine de
Bu kentin insanına
O da yarınının daha kötü,
Daha karanlık olduğu, olacağı...

Ben bu kente dargınım be usta,
Ben bu kente kırgınım!
Sahip çıkmaz sanatına, sanatçısına...
Şiirler yazdım ona mısra mısra
Sevgiler sundum sıcacık.
Anlamadı beni ah ne fayda
Anlamadı beni azıcık!

Her kaldırım taşında bu kentin
Damla damla gözyaşım
Ve her köşe başında
Delidolu sevdalanışım var oysa!
Gezdiğim oldu sabahlara dek sevdalı yollarında
Bilirim o yüzden her bir köşesini ezbere...
Cümle kaldırımlar, sokaklar bilir,
Ve cümle ağaçlar, kuşlar şahidimdir;
Ben bu kenti çok sevdim be usta,
Ben bu kenti çok sevdim;
Kırkayak’taki gökyüzünü en çok da
Ve Sevda Köprüsü’nü sonsuz bir aşkla...

Hatırlar mısın, sana yazdığım bir mektupta
“Sevda Şehri” yazmıştım zarfın üstüne
Ve sen yolladığın yanıtta
“Havalar nasıl” diyordun, “Sevda Şehri”nde? '
Havalar iyi, güzel, hoş da;
Ben bu kente dargınım be usta,
Ben bu kente kırgınım!
Bu kent beni şair etti, ağlattı;
İşsiz, güçsüz, aç-sersefil bıraktı!..

İçlenmemiştim hiç bu kadar, üzülmemiştim...
Daha diyeceğim çok ya!
Kalsın başka mektuba.
Ben bu kente dargınım be usta,
Ben bu kente kırgınım!...


Hadi kal sağlıcakla...”


Şairin şairliği;

Şiirle müziğin yan yana olduğu, son derece özgün bir şiirdir Bülent Özcan şiiri. Felsefeye açar kapılarını, ince bir matematiği, çok renkli bir metafiziği vardır. O’nun şiirlerindeki gizemli işçilik neredeyse bir elmastaki kusursuz estetiğe dönüşür. Kendini kolay ele vermeyen bu gizemli gerçekçilik bir şarap gibi yıllandıkça tatlanıyor O’nun Anadolu kokan tertemiz kişiliğinde. Düşlerini kurar kimi zaman yazacaklarının. Onları soluyarak sokulur koynuna şiirin. Farklı kuytuluklardan gelir şiirinin kokusu... Şiirin hem kuyumcusu hem hamalıdır. Damla damla damıtır emeği, kozasını ören bir ipek böceği gibi dokur şiirini, acıların imbiğinden usulca damıtarak... Çın çın sessizlikteki sesi dinler. Kendi renginde O’na özgü bir şiirdir yazdığı; havayla, rüzgârla, toprakla beraber. Bilsen Başaran’ın “Bülent Özcan Şiiri” adlı yazısında da belirttiği gibi: “...Bütün şiirlerinde ona has bir büyü ve albeni var. Rengi, tadı ve tınısı çok çok özel ve ona özgü olağanüstülüklerle süslü.” Bir kuyumcu gibi işler yaşamı. Yaşamı sorgularken, inadına tutarlı, inadına şiir kokmalı şairliği. Yaşama bir felsefe yükleyerek, gerçekliğin yalınlığıyla sevişmeli toplumun yıkıcı sorunları. Bu yüzdendir ki, Bülent Özcan şiiri, mezopotamyanın asırlardır yanık benizlerden gelen renkleridir. Bu renklerden alıyor asıl rengini... Geziyor bir bir sözcükleri, yüzünü Nil’e döküyor... Ararat’ın berrak sularında demlenen bir çayın demi gibi şiirleri…

Her
kuş
kendi
ulusunun
coğrafyasını
taşır
kanatlarında...



Sürgün yaşamı;

Mayıs 1997’de Türkiye’den ayrılarak Londra’ya yerleşen şairin, 1996- 2002 yılları arası yazdığı şiirleri, Ocak 2002'de, Hera Şiir Kitaplığı`nca, 'Gelincik Tozları' adıyla İstanbul'da yayımlanır.

GELİNCİK TOZLARI

Okumadan atladığın sayfalar,
Hayatının kırık notlarıdır...
Anılar, şimdi o yorgun sular;
Bu şiirin kanayan rüzgârıdır...

Her ırmak kendi göğüne yaslanır,
Her kuş kendi göğünü gök sanır...
Sahiplenerek yürüdüğün o ömür var ya;
Havada uçuşan gelincik tozlarıdır...

11 Ocak 2001, Londra

Mayıs 1997’den bu yana, İngiliz İçişleri Bakanlığı’nın (Home Office) ağır işleyen bürokrasisi nedeniyle, çağrılı olduğu yakın ülkelerdeki (Fransa, Almanya, Hollanda gibi) kültürel, sanatsal etkinliklere katılamaz. İngiltere’de bir mahkûm gibidir. Sürgündür. Büyük bir hayal kırıklığı yaşamaktadır. İngiltere, Voltaire’nin hayran kaldığı o İngiltere değildir. Yayımlanmaya hazır onlarca araştırma, inceleme, şiir dosyası beklemektedir. Bu dosyaların kitaplaşması şairin özgürlüğüne bağlıdır. Öyle ki, Avrupa’da yayımlanmasını istediği dosyaları için bazı ülkeler ziyaret edilmek zorundadır.


Ödüller

Şiirleri İngilizce, Fransızca, Rusça başta olmak üzere pek çok dile çevrilir. Naser Feiz tarafından Farsça’ya çevrilen şiirleri, Tahran’ın önde gelen sanat edebiyat dergilerinde yayımlanır.
Onlarca ödül almış bir şairdir O. Buna karşılık ödül almanın bir ölçüt olmadığı söyler. Bu yüzden almış olduğu ödülleri tek tek sıralamanın şairi incitebileceği kaygısıyla, ben sadece 1992 yılında Hümanist Enternasyonal`ın vermiş olduğu ödüle değineceğim. Bu ödül şaire insan sevgisini her şeyin üstünde tuttuğu için, “Bir Dünya Büyüyor Yüreğimde” adlı şiirine verilen 21 kişilik “Jüri Özel Ödülü”dür.
Şaire en son ödülü İngiltere verdi galiba! Nasıl mı? .. Evrenselliği yakalamış “Dünyanın en zengin insanı benim / Ki sevgim bütün herkese yeter” diyen, uluslararası bir şairin yaşamını rehin alarak!.. Sahi, bir şairin yaşamı rehin alınabilir mi?! ..

Özgür Politika Gazetesi, 26 Ekim 2002, Almanya

Berfin Bahar, Aylık Kültür, Sanat ve Edebiyat Dergisi, Sayı: 67, Eylül 2003 İstanbulNedstat Basic - Free web site statistics Personal homepage website counter

Bülent Özcan Hakkında