S Ö Y L E Ş İ
Söyleşen: Olay Gazetesi, 7 Ağustos 2003, Londra, İngiltere
BÜLENT ÖZCAN
“Sanatçı, yani şair, herkesin duyduğunu, herkesin gördüğünü, herkesin düşündüğünü farklı şekilde duyan, farklı şekilde gören, farklı şekilde düşünendir; duyulmayanı duyan, görülmeyeni gören, olmayanı bulandır.”
![]()
Şiire
ne zaman başladınız, ilk yayımlanan şiiriniz, ne zaman, nerede yayımlandı?
- İlkokulda özel günlerde
okumak için şiirler ezberlerdim; ara sıra bir şeyler de karalardım, şiirin
varlığını duyarak gerçek anlamda şiir yazmam 1989 yılına rastlar; ilk
yayımlanan ve benim ayağımı yerden kesen ilk şiirim, bu tarihte, Türkiye
Çocuk Dergisi’nin “Genç Kalemler” sayfasında yayımlanan “Yeni Bir Gün”
adlı şiirimdir.
Şiir nedir, bir ürünün şiir olabilmesi için
gereken değerler nelerdir?
- Eskiden olsaydı bu soruya ne değildir şeklinde
bir soruyla karşılık verirdim. Bu çok kolay bir kaçış olurdu elbet. Şiir,
bütün sanatların bir özetidir; bütün sanatların ateşidir, bileşkesidir.
Bütün sanat dalları varlığını şiire borçludur; şiire yaslanmayan sanat
gücünü yitirir, ölür... Şiir, insan denen ademin Tanrı yüzünde sözcüklere
yansıyan resmidir.
Bir ürünün şiir olabilmesi için bir değerler bütünün
olması gerekir. Yemek tarifi verilir gibi bir tarif verilemez buna. Öncelikle
şairin kanıyla, yazdığı şiirin kanı uyuşmalı, şairle şiiri arasında
bir kan bağı olmalı. Şair kişinin yeteneği, şiirin oluşumunda hayati rol
oynar. Yetkinlik önemli, ortaya konan ürün her yönüyle özgün olmalı...
Ve bir estetiği bulunmalı şiirin, bir anatomisi olmalı. Ritim şiirin yüreğidir.
Yaratılan şiir şairin kendi sesi olmalı. Şair yeni bir şey söylemek
zorundadır tekrardan kaçınmalı... Özetle, bir ürünün şiir olabilmesi için,
öz, özgünlük, yetkinlik, estetik, ses, ritim, lirizm, yalınlık, imge.....
Ve daha yüzlerce değer var...
Şiirlerinizi nasıl bir ruh haliyle yazıyorsunuz?
- Duygumun en yoğun halindeysem ve yürek atışlarım
şaşırıyorsa, şaşıyorsa, hızlı hızlı atıyorsa, bu kesin bir şeylerin
habercisidir, kendiliğinden doğar herşey... Ve oturur yazarım. Bazen de yürürken,
yolculuk ederken, bir film seyrederken, konuşurken, susarken, uyurken, sayıklarken
yazarım; ne zaman geleceği belli olmaz şiirin, eskilerin deyimiyle bazen
ilham gelir, bazen de ilhamı ben çağırırım. Şair İsmail Uyaroğlu’nun
dediği gibi: “Şiir yazmak oltayla balık tutmaya benzer, beklersin,
beklersin gelmez de, beklemediğin bir an bir de bakarsın ki, oltaya takılmış
bir balık, işte şiir” diyor.
Hangi şairleri kendinize yakın buluyorsunuz, bu
bağlamda etkilendiğiniz şairler oldu mu?
- Ben şairlerden çok şiirleri yakın bulurum
kendime... Etkilendiğim şairlere gelince, yeryüzünün gelmiş geçmiş bütün
gerçek şairleri, sanatçıları...
Şair kime denir, kimdir şair?
- Bu soruyu sanatçı kime denir, kimdir sanatçı
şeklinde düzeltecek olursak şairi de bulmuş oluruz sanırım. Sanatçı,
yani şair, karşılık beklemeden sürekli kendisinden verendir; yüzyıllar öncesinden
yüzyıllar ötesine seslenebilendir; çağcıldır, çağcıldır her yönüyle…
Yaşadığı dönem güç anlaşılır, anlaşılamayabilir de…Toplumun üstündedir,
yarınlara seslenir…
Diğer bir deyişle sanatçı, yani şair, herkesin duyduğunu, herkesin gördüğünü,
herkesin düşündüğünü farklı şekilde duyan, farklı şekilde gören,
farklı şekilde düşünendir; duyulmayanı duyan, görülmeyeni gören,
olmayanı bulandır.
“En Güzel Ben Ölürüm” dediniz ilk yapıtınızla,
müthiş bir iddiayı da beraberinde getirerek, ölümün güzeli nasıl oluyor,
ölümü güzellemek tehlikeli değil mi, yaşamı yüceltmek dururken?
- Ben “En Güzel Ben Ölürüm” derken yaşamı
yüceltiyorum zaten. Kitaba adını veren şiir bir sevda şiiri, bakın şöyle:
Böyle umut doluyken tepeden tırnağa
Böyle seviyorken seni amansız
Böyle değerliyken
Böyle yüceyken sevda
En güzel ben ölürüm
K e s i n!..
Günümüz Türkiye şiirini nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Şiirimiz Melih Cevdet Anday’ın da dediği
gibi “Çok dallı bir çınar”. Ama bu çınarın dalları eğik son yıllarda.
Kirlenme çoktandır şiire de bulaşmış durumda; kötü şiir enflasyonu var.
Bütün iyi şairler öldü, şiir kitaplardan sürüldü; kimi şair müsveddeleri
bir piyasa oluşturmuşlar, klişeleşmis, uyduruk söz yığınlarını şiir
diye sürüyorlar piyasaya, şiirin canına okuyorlar; fakat, ne yapsalar boşuna,
sonuçta, yine şiir kalıyor. Bugün yazılan şiir için piyasa şairleri
tarafından çok olumlu şeyler söylendi şimdiye kadar, bence günümüz Türkiye
şiiri bir gerilemeyle karşı karşıya, içi boş şeyler şiir diye
yutturulmak isteniyor.
Herkesin bir küreselleştirme tutturduğu bu süreçte,
hangi sanat anlayışını savunuyorsunuz, nasıl bir şiirden yanasınız?
- Daha iyiye, daha güzele doğru yol alan, sürekli
bir değişimden yana, kendi içerisinde devrimci bir dinamiği olan, evrenselliği
esas alan, kendine özgü belli bir estetiği olan "Toplumcu Şiir"
anlayışını savunuyorum.
Talât Sait Halman’dan, İlhan Başgöz’e; Şahin
Taş’tan, Yaşar İliksiz’e kadar farklı düşünce kutuplarında bulunan
pek çok şair, yazar, eleştirmen sizin şiirinizle ilgili oldukça yetkin değerlendirmelerde
bulunarak, şiirinizi kendine özgü, yeni bir şiir olarak değerlendirdiler;
birbirine zıt dünya görüşü olan bu kişilerin şiirinizle ilgili bu olumlu
değerlendirmelerini neye bağlıyorsunuz?
- Şiirimin renkli coğrafyasından kaynaklanıyor
olabilir bu. Şiire adanmış bir ömrün ve kendine özgü bir şair duruşunun
da etkisi var bunda elbet.
Uzun bir aradan sonra Ocak 2002’de ikinci yapıtınız
olan “Gelincik Tozları”nı yayımladınız, nasıl bir oluşumun ürünü
“Gelincik Tozları”?
- “Gelincik Tozları” 1997 - 2002 yılları
arasında yazmış olduğum şiirleri kapsayan bir yapıt. Bu yapıttaki şiirlerimin
ayrı bir önemi var benim için. Kitaptaki şiirlerin çoğunluğunda
Londra’daki sürgünlüğümün yakıcı izleri var. Ayrıca, yıllardır düşünü
kurduğum şiiri bu yapıtta yakaladığıma inanıyorum.
“Gelincik Tozları”nda ilginç şiirler var;
“Eosen”, “Ağıtı Yaralı Kuşlar Konar Alnıma”, “Düş Örten”,
“Kanayan Ömrüm Benim”, “Sen Elmasını Yedin”... gibi şiirler, daha
önceki şiirinize göre, tamamen farklı bir şiir evreni yaratmakta olduğunuzu
gösteriyor bize, şiir serüveninizdeki bu değişimi açıklar mısınız?
- Evet, “Gelincik Tozları” farklı bir şiir
evreni... Farklı bir şiir dili... İmgelerle örülü, yalın ama derin... Bir
şairin yazmış olmak için ömrünü rehin verebileceği, yıllar yılı düşünü
kurduğu şiirler vardır; ben o şiirlerden bir kaçını yazdığıma ve o büyülü
şiir dilini “Gelincik Tozları”nda yakaladığıma inanıyorum.
1993 - 1996 yılları arasında Türkiye’de
“Otobüs Durağında Şiir Sergisi”, “Galata Köprüsünden Kitapları
Denize Atma”, “Mezarlıkta Ölülere Şiir Dinletisi” gibi çok ilginç
protestolara imza attınız bu protestolar yerine ulaştı mı, rahatsılık
duyan çevreler oldu mu?
- Bu protestolar, “Derin Devleti ve
politikalarını” ve de toplumsal olaylara karşı
duyarsız iki yüzlü aydın sistemini eleştiren önemli çıkışlardır. “Fincancı katırları”
elbette rahatsız oldular.
1995’de
Gaziantep’te, Bağbozumu Ortak Betik’i yayımladınız, ilk ve son sayı
oldu, oldukça ilgi gören bir ilk sayıydı, devamı neden gelmedi?
- Kimi siyasi nedenlerden
dolayı yayımlayamadım. Türkiye gibi bir ülkede insanlara bir şeyler vermek
isteyen kişilerin engellenmesi kadar olağan birşey yok. Düşünce özgürlüğünün
karşısında duran yasaklar, Demoklesin kılıcı gibi hâlâ düşünen, üreten
insanların üzerinde durmaktadır!.. Bağbozumu yerelden evrensele uzanan
yolda, kendine özgü toplumsal duruşu olan, uzun soluklu bir yayındı. Bu yüzden
çok ilgi gördü.
Bir kaç yıl önce bazı dergilerde bir şiir
antolojisi hazırlamakta olduğunuzla ilgili haberler okuduk, antoloji ile
ilgili çalışmalar ne aşamada, neden böyle bir antolojiye gerek duyuldu?
- Böyle bir antolojiyi hazırlamamdaki en önemli
neden edebiyatın, şiirin yıllardır kamplara ayrılmış olmasıdır. Yayımlansaydı,
dost ahbap ilişkileriyle, bazı ideolijik tercihlere göre yapılan
antolojilere bir tepki olacaktı bu antoloji. Antolojide yer alması düşünülen
şairlerin yasal izinlerini almak zorunluluğu olduğundan bu çalışma şimdilik
ertelenmiş bulunuyor.
Türkiye’de ve Avrupa’da yayımlanan pek çok
dergide yıllarca şiir yayımladınız, yayımlıyorsunuz; ayrıca, internette
de şiirlerinizi okuyoruz, sanal âlem denilen internet şiire nasıl bir katkı
sunuyor?
- İnternet aracılığıyla insanlara ulaşmak
çok daha kolay. Dünya parmaklarınızın ucunda dans ediyor. Şiir anında her
yerde. İnternette de kaliteli sanal dergiler yayımlanıyor. Buralarda da şiir
soluk alıyor. Her ne kadar sanal dergicilik, somut dergiciliğin yerini tutmasa
da, internetin sunduğu olanaklar küçümsenemez.
Londra'da yaşayan bir şair olarak, İngiltere'deki
Türk toplumuyla ilgili düşünceleriniz, gözlemleriniz nelerdir; insanımız
orada umduğunu bulabiliyor mu?
- Kavafis'in "Kent" adlı o nefis şiirine
kulak verelim: "Başka diyarlara, başka denizlere giderim, dedin./ ...
Yeni ülkeler bulamayacaksın, bulamayacaksın yeni denizler. / Hep peşinde,
izleyecek durmadan seni bu kent. / Aynı sokaklarda dolaşacak, aynı mahallede
yaşlanacaksın, burada bu aynı evde ağaracak saçların./ Hep aynı kente
varacaksın. / Bir başka kent bekleme sakın, ne bir gemi var, ne de bir yol
sana." Bu dizelerin ardından ne eklemek gerekir. Yine de şunu söylemek
isterim: Adına bürokrasi denilen o çirkin çarkın dişlileri bu ülkedeki
insanımızın yaşamını sömürmekte, insanımızı yutmaktadır. İngiltere,
10-15 sene öncesinin İngilteresi değil; o kadar uzun süre mi bu zaman
dilimi, değil elbet; insan bu kadar kısa bir sürede, ne kadar büyük bir değişimin
yaşandığını şaşarak, üzülerek görüyor; ömür öğüten bir yaşam
burdaki, alınlarda ağlayan yazgı, yüreklerden kan damlıyor...
Genç şair adaylarına neler önerirsiniz?
-Şairin yaşlısı ya da genci olmaz kanımca;
şiirin yaşlısı, genci olabilir; seksenini çoktan devirmiş Fazıl Hüsnü
Dağlarca, şiirinin doruğunda, hâlâ ‘genç bir şiir’ yazıyor; öte
yandan, yaşı genç olan ama şiiri genç olmayan bazı şairler ‘yaşlı bir
şiir’i daha da yaşlandırıyor.
Sorunuz yanıtını bulsun diye söylemek gerekirse; henüz eşikten içeri adım
atmamış, kimi arayışlar içerisinde, ‘şair olma’ mücadelesi veren, şiire
durmuş yürekler için; Cemal Süreya’nın “Şiir, şiirle öğrenilir” sözü
uyarınca, şiir ustalarının şiir kitaplarını okumalarını, Türk ve Dünya
şiirini çok iyi özümsemelerini, şiiri her şeyden çok önemsemelerini,
ciddiye almalarını salık veririm.
Gazetemizin söyleşi teklifini kabul ettiğiniz için
teşekkürler Sayın Özcan.
- Böylesine nitelikli bir söyleşi için ben teşekkür
ederim.